Login Accedi ^
Italiano
Registrati
Registrati su Weekeep! Trova i tuoi amici di Facebook, organizza i tuoi viaggi e visita oltre 1.000.000 eventi in tutto il mondo!
Accedi con Facebook
Accedi con Google+
Facebook Google+
X
RISULTATI
MAPPA
DETTAGLIO
$mapTile_Titolo
$mapTile_Immagine
$mapTile_Indirizzo
$mapTile_LastMinute
$mapTile_Durata
Località
Dormire
Mangiare
Offerte Speciali
Eventi
Mostra tutte le 7 categorieMostra meno categorie
Mostra tutte le 11 LOCALITAMostra meno località
Mostra tutte le 23 sistemazioniMostra meno sistemazioni
PREZZO : da € a
OSPITI :
CAMERE :
STELLE : da a
Mostra tutte le 13 categorieMostra meno categorie
Mostra tutte le 13 categorieMostra meno categorie

burnumuzun ucunda duran gizli bir dünya / this secret world that exists right there in public

Rampa Şair Nedim Caddesi No: 21a Akaretler Beşiktaş, Istanbul, Turchia
Google+

---please scroll down for English---

Rampa’nın ilk grup sergisi burnumuzun ucunda duran gizli bir dünya, Etel Adnan, Hüseyin Bahri Alptekin, Francis Alÿs, Otto Berchem, Attila Csörgő, Ergin Çavuşoğlu, Cengiz Çekil, Nilbar Güreş, Berat Işık, Çağdaş Kahriman, Yasemin Özcan, Funda Özgünaydın, İz Öztat & Zişan, Kiki Smith ve Ali Taptık’ın eserlerini bir araya getiriyor.

Eş-küratörlüğünü Lara Fresko ve Esra Sarıgedik Öktem’in yaptığı sergi, ismini ve çıkış noktasını Noah Baumbach’ın 2012 tarihli filmi Frances Ha’dan alıyor. Filmin serginin girişinde alıntılanan sahnesinde Frances, çakırkeyifliğin verdiği hararetle konuşurken, aşkın olası dönüştürücü potansiyeline ve dolaysız iletişimin mümkün ve görünür kılındığı mucizevi bir ana işaret eder. Kalabalık arasında bir anlık bakışmanın burnumuzun ucundaki gizli bir dünyayı görünür kılmasından bahsedilen sahne, aynı zamanda bu anın uçuculuğunun bir performansıdır. İnsan ilişkilerinin ve toplumsal hareketlerin başka olasılıkları tahayyül etme potansiyeline odaklanan sergide, farklı nesillerden ve coğrafyalardan sanatçıların çalışmaları yer alıyor.

Serginin merkezini oluşturan üç iş, haritalar üzerinden anlatılan hikayelerle, yolculuk, sınır aşmak, iletişim ve dayanışmanın; ütopik ve distopik alternatiflerini kurguluyor. Francis Alÿs’in Döngü / The Loop (1997) adlı işi, Tijuana’dan San Diego’ya, Meksika - ABD sınırını geçmeden varmak üzere beklenmedik bir yol izliyor. Hüseyin Bahri Alptekin’in diptik işi Karadeniz Haritası / İnatçı Kereban (1999), benzer bir güdüyle Jules Verne’in inatçı tütün tüccarının Boğaz’ı geçmeden İstanbul’un Asya yakasına geçebilmek için Karadeniz’in çevresinden dolaştığı yolculuğu takip ediyor. Sanatçının, Türkiye ve Türkiye’nin kuzey komşuları arasında güncel sanat alanında bir haberleşme ağı kurmayı amaçlayan Sea Elephant Travel Agency projesinin bir taslağı olan bu iş, alternatif yollar tasavvur ettiği kadar dayanışma örgütlemeyi de öngörüyor. 19. yüzyılın sonunda yaşamış avangard bir sanatçı olan Zişan ile İz Öztat’ın nesiller arası işbirliği, Cezire-i Cennet/Cinnet (1915-1917) adlı haritadan yola çıkıyor. Zişan’ın, şekli Osmanlı yazısında hem Cennet hem Cinnet olarak okunabilen üç harften oluşan bir ada haritası, İz Öztat’ı Tuna Nehri üzerinde kaybolan Adakale’den geçen bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolculuk bir yayın ve Bir Ada Teşkil Etmek (2014) adlı video işinde vücut buluyor.

Serginin mekan ve zemin ile ilgili izleği, Etel Adnan’ın manzara resmini çağrıştıran İsimsiz (Beyrut) #077 ve İsimsiz (Beyrut) #132 isimli iki soyut çalışmasında biçimsel; Ergin Çavuşoğlu’nun Place Serisi’inde ise dilsel olarak ele alınıyor. Attilla Csörgő’nun, Daireyi Karelemek / Squaring the Circle (2012) adlı eskizleri Mimar Sinan’ın umumî ve ilahî alanlar inşa ederken kullanmaya düşkün olduğu metodu, karenin üstüne oturtulan daireleri çağrıştıran geometrik çalışmalardan oluşuyor.

Otto Berchem, arşivlerden derlediği protesto yürüyüşlerinin fotoğraflarındaki pankartları ve sloganları renklerle soyutlayarak, toplumsal hareketleri önceleyen bahar ayini direğinde bir araya getiriyor.

Cengiz Çekil’in, Yazısız (1977) serisinden bir gazete kolajı, yirminci yüzyılın en popüler iletişim araçlarından birini, en yalın haline indirgiyor, söze olan güvenin kayboluşuyla, görüntü üzerinden yapılacak alternatif okumalara alan açarken, görüntünün de güvenirliğini sorguluyor. Yasemin Özcan’ın 1997 tarihli yerleştirmesi Pembe Dizi Özetleri’nin yeniden üretimi, bilinçaltımıza işlemiş sesiyle yakın geçmişimizin bir yadigarı. Özcan’ın metne 1997 yılında yaptığı, zamanının sosyo-politik gündemini yansıtan müdaheleleri, tarihi bağlamımıza yeniden bakarak tekerrür ve değişim hakkında düşündürüyor.

Sergi, Frances’ın hayal ettiği anlık karşılaşmaları, coğrafya, tarih ve popüler medyanın yanısıra gündelik ve fantastik doğa tahayyüllerinde de arıyor. Ali Taptık’ın kent florasını resmeden fotoğrafları, yürürken şehir manzarasının ince detaylarını belgeleme pratiğinden doğuyor. Şehrin farklı yerlerine serpiştirilmiş çeşitli saksı bitkilerinin etüdünün yankıları Çağdaş Kahriman’ın Fenêtre sur cour isimli, bir şehir ağacına ağıdında duyulabiliyor. Berat Işık’ın ayrı ayrı ürettiği ama bu sergide birarada gösterilen video ikilisi Kelebek Etkisi (2012) ve Düşüş (2013), insan sesinin kaynağı olan nefesin dönüştürücü potansiyelini inceliyor. Kelebek Etkisi’nde tutulan nefesin verilişiyle, Düşüş’te içine gaz hapsedilen balonların göğe salınışı bu potansiyeli resmediyor.

Kiki Smith’in Her Yer / Everywhere (2010) serisinden hayvan çizimleri, sadece hayvanların algısının ulaşılabildiği, insanlara kapalı bir dünyaya bakıyor. Funda Özgünaydın’ın insan-hayvan kolajları, türlerin melezleşmesiyle dünyayı paylaştığımız varlıkların algı yelpazesine göz atabilmeyi hedefliyor. Nilbar Güreş’in Örümcek Kadın; Anne (2006) isimli eseri, ağının dışındakilerin göremediği dingin ve beklenmedik bir kuvvet barındırarak bir köşeden tekinsizce sarkıyor.

Sergi, burnumuzun ucunda duran farklı dünyaları görebildiğimiz; ilişkilerimizin, algımızı büktüğü, açtığı, değiştirdiği anları yakalayan, yeniden düşünen veya hatırlayan işleri bir araya getiriyor. 2010’lu yıllara izini bırakacak, toplumsal süreçlere müdahil olma halini, tarihe, coğrafyaya, mimariye, doğaya yeniden bakarak selamlıyor.
--------------------------

Rampa’s first group exhibition this secret world that exists right there in public brings together the works of Etel Adnan, Hüseyin Bahri Alptekin, Francis Alÿs, Otto Berchem, Attila Csörgő, Ergin Çavuşoğlu, Cengiz Çekil, Nilbar Güreş, Berat Işık, Çağdaş Kahriman, Yasemin Özcan, Funda Özgünaydın, İz Öztat & Zişan, Kiki Smith, and Ali Taptık.

Co-curated by Lara Fresko and Esra Sarıgedik Öktem, the exhibition takes its inception and title from a scene in Noah Baumbach’s 2012 film Frances Ha, in which Frances, talking to strangers in semi drunken fervor, points out a fleeting moment when the transformative potential of love as well as the miracle of unmediated communication is rendered possible and visible. Focusing on the potentials of interpersonal relations and social movements to envision alternative worlds, the exhibition brings together works from different histories and geographies.

Three central works explore the many facets of travel, crossing borders, creating channels of communication, instituting solidarity, storytelling and imagining utopian and dystopian alternatives through a cartographic approach. In The Loop (1997) Francis Alÿs takes an unexpected route to go from Tijuana to San Diego without crossing the Mexico/United States border. In a similar vein, Hüseyin Bahri Alptekin’s diptych piece Black Sea Map / Kéraban Lé Têtu (1999) follows Jules Verne’s stubborn tobacco merchant in a journey all the way around the Black Sea in order to get to Istanbul’s Asian coast without crossing the Bosphorus. A remnant of what became an unfinished project of the artist to forge networks of communication among the contemporary art scenes of Turkey with its northern neighbors is not only a vision of alternative routes but also a cultural project of solidarity formation. İz Öztat & Zişan’s collaboration consists of a drawing of the Island of Paradise/Possessed (1915-1917) by a fin de siecle avant-garde artist Zişan, that takes the form of three letters that spell both Paradise and Possessed in Ottoman script. Within their cross generational relationship, Zişan’s departure point for the map draws İz Öztat into a journey through the absent Island of Adakale on the Danube, which materializes in a publication and a video work titled Constituting an Island (2014).

A preoccupation with space and place are treated formally in two of Etel Adnan’s abstract paintings, which evoke landscapes, Untitled (Beirut) #077 and Untitled (Beirut) #132, and verbally in Ergin Çavuşoğlu’s Place Series (2008). Attilla Csörgő’s sketches, Squaring the Circle (2012) are geometric studies evocative of the great Architect Sinan’s fascination with placing a circle on top of a square in building a space of community as well as divine communication.

Otto Berchem’s tent-like structure invokes a traditional ritual of community with May Pole (2013), a sculpture piece on which he projects the color abstractions he blocks out from protest signs on black and white photographs of social mobilization across the world through recent history. Cengiz Çekil takes one of the most popular media of the 20th century, and strips it to its bare imagery in his newspaper collage from the series Unwritten (1977), opening up alternative readings through images as well as questioning the very credibility of the image itself. Yasemin Özcan’s Soap Opera Synopses, an installation dated 1997, is reconstructed in the back of the gallery space, standing in as a relic from our near history, with a sound that haunts our psyche. Özcan’s intervention into the text, which reflects the socio-political agenda of its time, gives a wonderous contextualization, and a glimpse into the machinations of repetition and change.

The exhibition explores the momentary encounters Frances imagines, in geography, history, and popular media as well as in quotidian and fantastic imaginaries of nature. Ali Taptık’s photographs depicting the urban flora arise from his practice of walking and documenting the minute details of urban landscape. His survey of a variety of frail potted plants scattered throughout the city resonates with Çağdaş Kahriman’s lament for an urban tree in Fenêtre sur cour. Berat Işık’s video duo, Butterfly Effect (2012), and Falling (2013) were produced as two separate pieces. Shown in this exhibition together, the duo explores the transformative potential of breath as the source of human voice. This potential is explored in the breath that is held and let go in Butterfly Effect and the gas filled balloons that are left to roam the skies.

Kiki Smith’s animal drawings from the series Everywhere (2010) explore a world which is accessible only through the perception of animals, and remain closed to human beings. Funda Özgünaydın’s human-animal collages depict the hybridization of the species, a strategy which aspires to glimpse into the perceptive range of our co-habitors. Nilbar Güreş’s Spider Woman; Mother (2006), a barely visible piece that hanging uncannily from a corner harbors a quiet and unexpected strength, opening up a world not visible to those outside her web.

Bringing together works that twist, open up or change our perception, the exhibition aims to create a space where the secret world that exists right there in public appears as a possibility. The exhibition hails the social movements that will surely leave a mark on the 10’s of this century by taking a fresh look at history, geography, architecture, and nature.

Veniteci a trovare
dal 4 giugno al 12 luglio 2014

Che Tempo fa

Recensioni

Caricamento...
Caricamento...
In questa zona i nostri Partner offrono: